4 Eylül 2009 Cuma

AŞK KISA BİR GÖLGELİKTİR DÜNYADA ve CİBELLE GREEN GRASS

 
AŞK KISA BİR GÖLGELİKTİR DÜNYADA

“Rüzgar hediye edilebilseydi eğer
Sana rüzgarı hediye etmek isterdim”(Lale Müldür)

Evet, evet aşk böyle başlıyor.
Yanmış bir ormanın üzerindeki dumanı dağıtma arzusuyla.
Rüzgar olup onu nefeslendirme heyecanıyla.
Acılara dokunma ve onları iyileştirme duygusuyla.

“Bazen ama bir insanla bir şey olur
Kısa süren bir şey
İki geyiğin sıçrayıp havada öpüşmesi gibi
Bazı insanlarla
Yıllarca görüşsen de bir şey olmaz” diyor ya şair (Lale Müldür,Saatler ve Geyikler) bazen bir insanla karşılaşıyor, ne olduğunu anlamadan kalbinin labirentlerinde dolaşmaya başlıyorsunuz.
Gördüğünüz her acıda ona daha çok yaklaşıyor, kendi rüzgarınızla kalbinize düşen alevi büyütüyorsunuz.

Zamanla öyle bir sevgiyle doluyorsunuz ki, onu “bir menekşe gibi göğsünüzde yatırmak”, orada unutuşun bahçesine gireceği bir uykuya dalışını izlemek istiyorsunuz.
Üşüyen yüreğini sevginizle örtmek, yaşlı gözlerinden öpmek, üzülme demek istiyorsunuz.

Sancıdan kıvranan midesi için naneli bir yoğurt çorbası yapmak, zonklayan başındaki ağrıları ritmik bir şekilde dolaştırdığınız parmaklarınızla yapacağınız masajla bir nebze olsun rahatlatmak istiyorsunuz.
Güzel ninnilerle kucağınızda uyutmak, tazelenerek gözünü açana kadar kıpırdamadan öylece onu seyre dalmak istiyorsunuz.
Yüklerini kabuslarında bırakmasını diliyorsunuz.
Boncuk boncuk terini her sildiğinizde bir acısından kurtulmuş olduğunu düşünüyorsunuz.

Acılarına dokunduğunuzu, birer birer iyileştirdiğinizi sanıyorsunuz.
Uykuya yenilmiyor, sabaha kadar onu izliyorsunuz.
Yüzünün her halini ezberliyorsunuz.
Değiştiğini, yenilendiğini ve bunun sizin kucağınızda olduğunu görüyorsunuz.
Sonra o yeni yüze bir buse konduruyorsunuz.
Nefesinizle uyanıyor ve ilk sizi görüyor gülümseyen gözleri.
O tebessümü bir plaket edasıyla alıp havaya kaldırıyor, büyüterek canlı bir günaydının içine koyuyorsunuz.
Tazelenmiş bir ruhun öpücüğüyle sabahın serin rüzgarının içinizin yaralarının üzerinde tatlı gezinişiyle sarhoş oluyorsunuz.
Güneşi seyrediyorsunuz sonra.Her sabah ışıltıyla doğuşunu seyretmediğinize hayıflanıyorsunuz dakikalarca.

Bin yıl sürecek bir masalın başladığını, aşkın ışığının acılarınızı yıkadığını düşünüyorsunuz.
Sevginin en iyi çözüm, aşkın en kolay iyileşme metodu olduğunu bir kez daha kabul ediyorsunuz.
“Unutma bahçesi”nde iyileştirdiğiniz adamın iyiliğini gördükçe siz de iyileşiyorsunuz.
“Konuşulan aşkın boş, gösterilen aşkın karşı konulmaz olduğunu” fark ediyorsunuz.
Zamanla “bir başkasının ruhunun derinliklerine daldığınızda” su yüzüne çıkardığınız acıların kendinizin olduğunu görüyorsunuz.
Aynadan bir köprü kuruyorsunuz, aşkın matematiğiyle.Kalplerinizin etrafındaki surları, surlar ardındaki yanmış ormanları, ölmüş kuşları görüyorsunuz.Kayıplarınıza beraber ağlıyor, gözyaşının ipiyle daha da bağlanıyorsunuz.
Her bağla, acılara dokunduğunuzu, onları kazıdığınızı, iyileştirdiğinizi, iyileştiğinizi sanıyorsunuz.

“Aşkın erkeği erittiği, kadını dirilttiği “söylenir ya, onun eriyip kaybolan acılarından yaptığınız zafer tacını gururla takıyor, kutlamalar yapıyorsunuz.
Her kutlama coşkunuzu arttırıyor, dolu dizgin koşmaya başlıyorsunuz.Onu daha da iyi etmeliyim, daha fazla vermeliyim, daha fazla sevmeliyim diyorsunuz.
Birdenbire bütün hayatınız oluyor, sizse onun unutma bahçesinde güzel kokular saçan bir gül.

Zamanla bunu fark edince, üzülüyor, yetinmiyor, yediremiyorsunuz.
Bütün bahçeyi istiyorsunuz.
Hayatınızı teslim ettiğiniz gibi, hayatını teslim almak arzusuyla doluyorsunuz.
Vermek istemiyor tabi.
Gülümsün, diyor.
Hayır diyorsunuz, ben senin her şeyinim, unutma bahçenden acı ayrık otlarını ellerimle temizleyenim, seni ferahlatanım.
Kokunda baharı yeniden duydum, diyor.Göğü yeniden gördüm, renkleri fark ettim sende, gülümsün.
Hayır, diyorsunuz yine.
Bahçenim, her şeyinim, sen benimsin, ben senin.
Susuyor sonra…Donuyor hareketleri, gözbebeklerindeki ışıkla beslemiyor gülüm dediğini adam.
Hemen pes etmiyorsunuz, bekliyorsunuz , bahçenin sahibi elinize teslim etsin diye istediğinizi.

Zaman biranda yaklaştırdığı kalbleri aynı hızla uzaklaştırma telaşına düşerken,
bahçe güzel kokulara, gül, suya hasret günlerde için için sırtını dönüyorlar birbirlerine.
Neden sonra peki diyorsunuz, gülünüm, elinizi uzatıyorsunuz, sıcacık bir kavuşma arzusuyla veriyor yüreğini adam da.
İşte o anda tek bir hareketle dikeninizi batırıyorsunuz kalbine.
Biranda her yer kırmızıya boyanıyor, bir diken bir kalbi nasıl bu kadar kanatıyor buna siz bile inanamıyorsunuz.
Yüreğinizden akanlara, onun kalbinden akıttıklarınıza şaşırıyorsunuz.
İyileştirdiğinizi sandığınız yaralarınızın hala orda olduğunu, acılara dokunulamadığını anlıyorsunuz.

Ebed memleketine gidilen yolda, dünya nasıl bir gölgelikse insanoğluna, aşkın da öylesi kısa bir gölgelik olduğunu görüyorsunuz.
Acılara dokunmanın imkansızlığını kavrarken surlarınızı tekrar örüyor, ölen kuşu gömüyorsunuz. Nietzsche’nin sözünü hatırlıyorsunuz: “İnsan arzularını sever, arzuladıklarını değil.”

Her bahçe ve her gülün hikayesinin aynı sonla sonlandığını görünce ya serpilip boy attığınız bahçede dikenli de olsa bir gül olarak durmayı seçiyor, bahçeye kokunuzu dağıtıyor, onun verdiği kadar suyla yetinmeyi öğreniyorsunuz bu masalın sonunda ya da toprağınızı terk edip başka bahçeler ararken zamanın solduruculuğuna mahkum oluyorsunuz, vatansız, topraksız orda, burda.

Bahçenin sahibi ise, unutma bahçesi diye bir yer olmadığını hatırlayarak, “yalnızlığın mutlu gerilimine” dönüyor usulca. Güllerin ne kadar güzel, cazibedar ve çeşitli olsa da dikenli olduğunun farkındalığıyla yaklaşıyor bundan sonra.Bahçesinde durmayı seçen güle vefasızlık yapmıyor, gül onu kanatsa da.Seviyor onu, kokluyor sonra, hem acı hem balsın diyerek yatırıyor bağrına, yatıştırıyor sabrıyla.
Ve kulağına fısıldıyor gülün, aşk kısa bir gölgeliktir, ebed yolculuğunda.


Cibelle - Green Grass - Official Video from Gustavo Guimarães on Vimeo.

19 yorum:

gereksiz adam dedi ki...

''Evet, evet aşk böyle başlıyor.
Yanmış bir ormanın üzerindeki dumanı dağıtma arzusuyla.
Rüzgar olup onu nefeslendirme heyecanıyla.
Acılara dokunma ve onları iyileştirme duygusuyla.''

ilk aşklar yeşil bir ormanı daha da yeşertmeye çalışıyorlar ve işte tam da bu sebepten ilk aşklar hiç unutulmuyor. Sonradan gelenler yanan ormanı yeşertmeye çalışırken yeni şeyler katamıyorlar... katamadıkları gibi giderken de bulduğu gibi bırakıyorlar ormanı, yanmış....

dedim ya ilk aşklar gelirken ve giderken hiç alışık olmadığımız izler bıraktığından unutulmuyorlar. ormanı daha da yeşertiyor sonra ilk halinden beter edip gidiyorlar..

bahar gelsin dedi ki...

ne güzel söylemişsin gereksiz adam
ben de aşkın bir defa yaşanacağını ve diğerlerinin enkazın üzerinde yeni binalar yapma çabası olduğunu ve her daim yarım kalacağını düşünenlerdenim.hele ki ormanı yeşertmek ne zordur kalbinizin kuşu ölmüşse bir de.

içimdeki yolculuk dedi ki...

ilk aşklar herkesde derin bir iz bırakan yanı olan aşklar.ben yaşamadım diyen yoktur.ama başka aşklarda yeşeren ormanlarda var ve o ilk aşkın kalıntılarını kötü izlrini silip götüren tamamlayan bütünleyen var eden aşklar...

bahar gelsin dedi ki...

hoşgeldin içimdeki yolculuk demek sen şanslılardansın içindeki ormanı yeniden yeşertebilenlerden ne mutlu sana:))

öykü dedi ki...

aşk a inanmıyorum

bahar gelsin dedi ki...

aşkın varlığına inanıyorum ama devamına değil dediğim gibi öykücüm aşk kısa bir gölgeliktir dünya da yine de güzel bir aşkın senin gibi güzel insanları bulmasını ve yüreğinizde sevgiye dönüşerek dünyayı katlanılabilr bir yer kılmasını diliyorum yorumun için çok sağol

devenin_bale_papucu dedi ki...

Aşka inanıyorum insanın olgunlaşmasında inanılmaz etkisi olduğunu biliyorum..Eğer gerçek aşık olduysanız kendinizi değil sizi düşünürsnüz yani bencillikten sıyrılmaya çalışırsınız..Ben aşkların özgür yaşanmadığını düşünüyorum tıpkı herşey gibi aşklarda maddiyata bağlanmış bu devir de...çünkü ne kadar seviyorum derse desinler ne hikmetse bazen bu aşklar şiddetli geçimsizliğe dönüşüyo...biz aşka bencilliğide katarak yaşamaya başladık sanırım ve zaten o zaman da aşk ,aşk olmaktan çıktı..Bir çok şey gibi bunu da elimize yüzümüze bulaştırdık...Ama sadece içte yaşanan aşklar var insanı şair yapa,r yazar yapar:) bu hali çok seviyorum...Her ne kadar benim şiir ve yazı kabiliyetim yoksa da ben de yazılanı okuyarak aşıkların karşısında saygıyla eğiliyorum efendim:)Sevgiler saygılar ...Her daim sevginin en hası ile kalın..

bahar gelsin dedi ki...

katkın için sağol devenin bale pabucu
sıkı bir aşk sarsmadan insanı bir tarafı hep eksik kalıyormuş gibi geliyor bana
evet aşklar da yozlaştı bu devirde ama onlara aşk dememeli belki yine de gerçek aşkı yaşayabilmen duasıyla

devenin_bale_papucu dedi ki...

Aşkı yaşamayan biri değilim ama elimde tutmak için onunla bi ömür veririm...bu devirde bu mümkünse tabi:) iyi temennin için tşk..

bahar gelsin dedi ki...

demek gerçekten sevmişsin devenin bale pabucu
ömrünü hasredebildiğine göre
elde tutmak...kuşlar bile kaderle uçar demişler...yapçak bir şey yok...belki sadece dua.))

Ateş Böceği dedi ki...

Aşk'sız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır.Başlı başına bir dünyadır aşk. ya tam ortasındasındır, merkezinde ya da dışındasındır, hasretinde der kitabında Elif Şafak...

bu yazı bana o kitabı hatırlattı ve yüzüme kocaman bir gülümseme yerleşti ..

Aşk bir gün herkesin kapısını çalar ve o gün geldiğinde aşk'a inanmayan kalmaz...

bahar gelsin dedi ki...

sağol ateş böceği onur duydum o güzel aşk kitabını hatırlatan bir yazı olduğuna
inanmayan herkes dilerim düşer aşka
yorumun için ayrıca teşekkür ederim

illegalizma dedi ki...

Hiçbir yorumu okumadan sadece yazıyı okuyarak ne olduğunu ne olmadığını anlayamayarak yazıyorum. Keşke ruhumun sancıları bu kadar derin olmasaydı

Bu kadar rahatsız bir kalp akla zarar...

bahar gelsin dedi ki...

aslında tam senlik bir yazı ama bunu anlayamayacak kadar bu alemden uzaklaşmış zihnin illegalizma
keşke mantığını koyup önüne okusaydın yalnızlığı ömrünce bir yaka iğnesi gibi taşıyacağını kavrasaydın

bahar gelsin dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
zanzara dedi ki...

ben buraya birşeyler yazmıştım sanki??

bahar gelsin dedi ki...

oooo sayın zanzara sizi görmek ne şeref lakin yukarıda da gördüğünüz gibi bir şey yazmamışsınız muhtemelen sesli düşünüp yazdım farzettiniz yine bekleriz değerli yorumlarınızı almak için

zanzara dedi ki...

hmmm şu silinen benimkisi olmasın ;)) de bakalım neden böyle oldu :P

bahar gelsin dedi ki...

zanzara silinen benim yorumum o da aynı yorumum iki defa çıktı birini kaldırdım yoksa kimsenin yorumuna müdahele etmiyom
sen yazıları okudun mu ondan haber ver

LinkWithin

Blog Widget by LinkWithin