18 Ekim 2009 Pazar

EN SADIK DOSTLARIMIZA...



KİTAP, OKURUNU BULUP KUCAKLADIĞINDA UMUTSUZLUĞUN ŞANSI KALMAMIŞTIR HAYATIMIZDA!

Kitaplar…Hemingway’e göre en sadık dostlarımızdır.Bu söz ne kadar klişe olsa da kitaplar önemli yoldaşlarımızdır, kendimizi keşfetme yolculuğunda.

Bazen cesaretimiz kırıldığında elimizden tutup kaldırır bizi kitaplar.Hadi ama, denemelisin der, hayatın içine salarlar korkusuzca.

Kimi zaman sevinçlerimizi, aşklarımızı resmederler, kelimelerden örülmüş tablolar misali.

Kimi zaman üzüntümüze ortak olup sarılırlar dostça, her an yanı başındayım derler usulca.

Sıcacıktır bazı kitaplar, samimi bir gülümsemeyle girerler hayatımıza.

Kötü beraberliklerden korurlar bazen yalnızlığın kuytularından yanlışlığın bağrına düşeceğimiz sırada.

Bir de bu sıcacık kitapların yazarları vardır, perdenin ardında.Yazarak kendini bize açan, ruhunda ruhumuzu hissetiğimiz insanlardır yazarlarımız aslında.

Her kitap okunmak için yazılır, her yazı insanın sesini duyurma çabasıdır.Bazen bir asır sonra ulaşır okuruna kitap, bazen raflara çıktığında bulur aradığını.Kimi zaman da kağıtlar üzerinde kalır el yazısıyla, basılamadığından ulaşamaz dostlarına.

Gönül tahtımıza oturan kitaplar vardır, sessiz sedasız gelirler bazen içimizin saraylarına.

Şanstır bazen kitaplar, köprü olurlar yazardan okura, hayalden hayata.

Ve kitap okurunu bulup kucakladığında, umutsuzluğun şansı kalmamıştır hayatımızda.

Bazen sanki bizim için, o günkü ruh halimiz için dizilmiş gibidir satırlar alt alta, doğru zamanda karşılaştıysak onunla.Sıcacık kelimelerle sarılıverirler boynumuza, bizi yalnız bırakmazlar bir daha.





Üniversitede öğrenci olduğum zamanlardı.
Bir gün bir kitapçıda, içimin o günkü halini resmeden bir kapakla göz göze gelmiş, mavinin kaotik bir resme dönüştüğü noktada uzun uzun bakmıştım o kitaba.
Sonra koşmuştum yanına, parmaklarımı dolaştırırken üzerinde, YAKAZA, yAkAzA, YaKaZa, yakaza… diye sayıklamıştım heyecanla.

Kapağını çevirip ilk sayfasını açtığımda “Ilgın günü” diye başlayan altı satır görmüştüm kısacık, sıcacıktı kelimeler, girmişlerdi kol kola.

“Ilgın”…Ne kadar naif bir kelimeydi, ılık bir su gibi değivermişti gönlümün kurumuş dudaklarına…Baharla birlikte pembenin her tonu ile açan, insana tatlı bir huzur veren bir bitkicikti ılgın, yol kenarlarında bulunurdu çokça.Ya da serap derlerdi halk arasında…Hangi anlamıyla alırsanız alın ılgını, içinize dokunan incecik bir sesi vardı YAKAZA’da.

Gelincik şerbeti günü gelince ardından inceden inceye büyüleyici bir renk cümbüşünün içine çekildiğimi hissetmiştim lakin sürgün günü olduğunda ömür boyu sürecek o bağın içimin bir yerlerine yerleştiğinin farkında değildim daha. Sarıldığım kitabı alıp çıkmış eve gelmiştim koşar adımlarla. Yüzüstü uzandığım yatakta başlamıştım kitabı okumaya.

Morsalkım günündeydi yazar, ruhuna temiz bir aynadan bakmağa çalışıyordu da, ben de, ben de bakacağım diye ayak diretince çevirdi aynayı bana. Siluetsiz bir hayali gördüm o anda, bir serap, bir ılgın gibi bakıyordu içimin kuytularına. Belli belirsiz gülümsüyordu çektiği acıları yüklerken kelimelerin sırtına.

Ünsiyet günü, çıkrık günü, güvercin günü geldi ardından.

İçimde kabaran denizin üzerinde savrulan bir gemi gibiydim, kaptanını arayan.

Bir dolunay akşamı, med-cezirine tutulduğum satırlarının, gelgitleri içinde dolaştım bütün gece YAKAZA’nın.

Kalbimi gözyaşına boğuyordum, çürüyen çekirdekten yeni bir nemalanma da beklemiyor değildim, havf-reca denklemi kuruyorum, kurup kurup bozuyorum, seninle ilgili olarak hissetmenin ne demek olduğunu düşündüğümde bu denizde boğulmaktan çekinmiyorum. Nasılsa bir gün dalgalar sahiline taşıyacak beni.” diyor, teselli günü geliyordu sonra.

Evet, dalgalar sahiline taşıyacaktı beni yıllar geçtikçe ardısıra. Bu kitabı içtiğim geceden sonra yanımdan ayıramadım bir daha. Ardından yazılan her kitapla da şiddetli bir med-cezir yaşadım ama ilk göz aydınlığımdı YAKAZA.

İçimin en güzel yerine yerleşip benimle yaşamaya başlayalı iki yıl olmuşken Yakaza’yı, bir ikindi sonrası, staj yaptığım büronun en değerli konuklarından Tahsin Ağbi’ye uzatmıştım sessiz ama kitaptan emin bir tavırla. Fikirlerine çok önem verdiğim bir edebiyat aşığıydı Tahsin Ağbi. Rafine eserler okuyan, beğendiği yazar sayısı bir elin parmaklarını geçmeyen bu tat(hak)lı ukala adam alıp giderken kitabı, bir dostumdan ayrılır gibi hüzünlenmiş ama aynı zamanda böyle zengin kaynaklardan beslenmiş bir dimağı henüz yeni yeni keşfedilmiş uçsuz bucaksız bir okyanusla, bir başka muhteşem dimağla tanıştırmanın heyecanı sayesinde dayanmıştım ayrılığa.

Ertesi gün büroya geldiğimde Tahsin Ağbi, çoktan kitabı bitirmiş, üzerine notlar almıştı bile. Romanın içinde geçen filozof sözlerinin kimlere ait olduğundan tutun da, ünlemlere , işte budur’lara varan bir dikkatle çizmiş, benim çizdiklerimi zenginleştirmişti okuyuşuyla. Sayfa sayfa irdelemiştik o gün yazılanları, o da beğenmişti bu kitabı.Ve yerleşmişti yüzüme zafer kazanmış bir kumandan edası.

Sonraki günlerde aynı yazara ait öykü kitaplarından Halvet Der Encümen, Şehirleri Süsleyen Yolcu, Gerçeği İnciten Papağan’ı okumuş, kritiğini yapmış, daha önce anlamadığım yerlerde felsefe okumalarının da verdiği derinlikle devreye girmişti Tahsin Ağbi.

Zihnimde özgür düşünceye giden yoldaki kapıyı nazikçe açan anahtar YAKAZA olmuşsa, yeni soru işaretlerini kucağıma bıraktığı kitaplarla zihnime sokan Tahsin Ağbi olmuştu o zamanlarda.

O, beni başka okumaların içine salarken, el yordamıyla yavaş ve korkak adımlarıma önümden giden, feneri ile karanlığı delen sevgili Nihat Dağlı eşlik etmişti sonralarda.

Zamanla yolun uzun, menzilinin çok olduğunu anlayıp, keskin virajları alamadığımda yardıma koşup beni tekrar yola sokan, soru işaretlerimi zihnimden söküp atan, hep Sadık Yalsızuçanlar olmuştu, kalbini koyduğu kitaplardan çıkagelmişti kelimeler ben yalpaladıkça.

Bir gün yine bir yol ayrımında durup sağa ve sola ayrılan yolların yükünü kıyaslarken yalnızlığımla, Tahsin Ağbi çıka gelmişti büroya. Darmadağan olmuş zihnimi okuyunca gülümsemiş “Yüreğinin götürdüğü yere git “ demişti pervasızca. Oysa yüreğimin götürdüğü yer yoktu seçeneklerim arasında.

Sigarasının dumanı yüzüme vurduğunda “O’na soracağım.” dedim heyecanla.Güldü bana, “Çocuklaşma, yazar kısmının işi gücü çok, burnu havada olur, seninle mi uğraşacak” dediğinde “O farklı bir yazar, bunu biliyorsun, sen de kayboldun satırlarında” demiştim ona.“Peki, yaz bakalım, ama sen yine de çok umutlanma. Bulduğun kadarıyla yetinmeyi öğren hayatta, düşme hayal kırıklıklarına.” diye eklemişti, şefkatli tavrıyla.

Akşam olup gün gecenin koynuna bırakırken beni, kalemi elime aldım heyecanla.Peki ama neyi, nasıl yazacaktım ben şimdi, her kelimesinden büyülendiğim bir yazara?

Kelimelerinin kelimelerim olmasından duyduğum cesaretle bismillah deyip başladım yazmaya. Tarih 14 Ekim 1999’du. O gün bir televizyon programında konuktu, naif, edeb timsali tavrıyla.O’nu seyretmek samimiyetin en değerli duruş şekli olduğunu anımsatınca, ”Sizin gibi bir ustanın karşısında tarifsiz bir heyecana kapılan kalemimle dil, duygu ve düşüncelerimin koalisyonundan çıkacak hatalar için şimdiden affınıza sığınıyorum “ diye başlamıştım satırlarıma.

“Umudu nasıl canlı tutup zaman çarkının dişlileri arasında ezilmekten kurtulabilirim? “ diye sorduğumda yedinci sayfanın ortalarına gelmiş olduğumu fark ettim.Sağ yada sol yolu seçmek yerine geri dönüp cevabını beklemeye başladım mektubu yolladığımda.

Son satırında ”Kendini kaybetmeden bulamaz insan diyorsunuz ya, işte ben de, kendimi bulma arefesinde ızdırap kadehini yudumlamaktayım.Kadehime ab-ı hayat sunar mısınız ? “ diye sorduğum mektubuma cevap olarak bir akşamüstü telefonum çaldığında, televizyon karşısında oturuyordum, umutsuzca. Böyle bir mektubu yazacağımı bilen Tahsin Ağbi’ce işletildiğimi sanmıştım yazarım adını söylediğinde bana. Bir kaç saniyelik bir tereddütten sonra kısa(!) mektubumun içeriğinden bahsettiğinde,inanmıştım, arayanın, ruhumu kucaklayan yazarım olduğuna.

Ne saadetti Allah’ım!
Nasıl bir mütevazılıktı bu, nasıl bir nezaketti sergilenen, donup kalmıştım koşarak çıktığım cambalkonda.

Yurtdışına gideceğini, döner dönmez mektubuma cevap yazacağını söylediğinde, güneş doğmuştu içimin umutsuzlukla malul karanlık odalarına.

Bir zaman sonra çıkıp geldi yeşil bir zarfla el yazısının kullanıldığı üç güzel sayfa.

Sevgili Handan,
Mektubunda sayfalarca dile getirdiğin çelişkiler, bize hayatın ve hakikatin paradoksal olduğunu gösteriyor .
Allah , Hakim’dir, O’nun yaratışında korkusuz, kuşkusuz, sonsuz ve sürekli / süreksiz bir hikmet gizlidir.
Varolmak, bizatihi bir sınavdır ve yeryüzüne inmiş olan bütün fanilerin zekalarının birleşse sadece bir görünümünü fark edebilecekleri kadar sonsuz ve çetin bir imtihandır.
Biz, önümüze çıkarılan bir çelişkiyle baş eder, yener, yenilerini bulur, onlarla uğraşır gideriz.
Bizler, sabah ne yapacağımızı değil, Allah’ın bize sabah ne yapacağını düşünmeyi akıl edemeyecek kadar aptal; Allah’ın verdiği özerk, ontolojik alanı kendi mülkümüz sanacak kadar zavallıyız.
Bizler istiğfar lifleriyle dokunmuş günahkarlarız.
“Alnımızda her birinin bir hesaba” tekabül eden çizgiler bulunmasından daha “tabii” ne olabilir?
Varolmak bir belaya uğramaktır.
Belayı hem tasdik hem de ikrar, hem de musibet olarak okuyabilirsiniz.

Aslında ne ben bir yazar , ne de sen bir okursun.
Her insan bir imgedir ve sen de ben de birer kelimeyiz.
Bu kozmik kitabın harfleriyiz.
Hep O’nu ima ediyoruz “ demişti yazarım cevabi mektubunda, ab-ı hayatı sunarken bana.
“Gerçekten de insan bir yalnızlıktır ve akla sığmayan bir acıdır”
diye de bitirmişti mektubunu beni anladığını ifade eden bir edayla.İnsanın bazen sırf bunu duymaya ihtiyacı olur ya, işte öyle bir vakitti yazarımın girişi hayatıma.

Tercihlerimi yaptım sonra.Kimisinden pişmanlık duyduysam da, çoğaldım, her gün geçtiğim sınavlardan aldığım puanlarla.Yazarım hep yanı başımda oldu, kitapları ve gazete yazılarıyla.

Kişisel menkıbesindeki şehirler birer birer girdi benim de hayatıma: Doğduğu yer Malatya’dan sıcacık esintiler getirdi kuzenim her defasında.

Üniversitedeki en yakın arkadaşım uzun yıllar yaşadığı Hatay-Dörtyol’dandı mesela.

Öğretmenlik yaptığı Sivas bir şekilde girdi kardeşimle beraber benim de hayatıma.

Kader rüzgarıyla savrulup yayıncılığa başladığı şehir, mavi gözlü memleketim İzmir’di sonra.

Bir gün nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde onun şehrinde buldum kendimi, Ankara’da.

YAKAZA adlı romanla başlayan yolculuğum sürüyor bugün hala.
Onun yazdığı eşsiz eserleri okuyarak yaşıyor, onunla aynı göğe bakıyor olmanın kıvancını duyuyorum başkentin birbirinden güzel renklerle bizi kuşattığı sonbaharda.

Bazen bir şanstır kitaplar, kucaklar sizi, taşır umudun nefeslendirici, yeşil ormanına.Bir kitaptan çok öte bir dost oldu, yeni dostlar sundu bana YAKAZA.

KİTAP, OKURUNU BULUP KUCAKLADIĞINDA UMUTSUZLUĞUN ŞANSI KALMAMIŞTIR HAYATIMIZDA!

HANDAN GÜLER

32 yorum:

devenin_bale_papucu dedi ki...

Kitap sadık dosttur buna inanıyorum ama yanlış dost insanı şaşırtır dikkatli de olmak gerekir:)

çok çok çok gzel bi yazı kitap tanıtımın o kadar güzel ve samimiki hyran olmamak elde değil..

teşekkürederiz...eline sağlık..

NiRvAnA dedi ki...

Ben hiç kitap okumam,çabuk sıkılırım,bana göre bir kitap olmasını isterim,aşk romanlarını sevmem,ilk ve en son okuduğum kitap Nihat Genç "Köpekleşmenin Tarihi"oldu :) ama arkadaş tavsiyesi okuyacağım bir kitap var sırada

Kara Kalem dedi ki...

Sevgili Handan

Kitaplarla olan yolculuğu ta en başından başlayarak, samimi ve zaman bileşkesini de kullanarak mükemmel anlatmışsın. Belkide tamda yazarın dediği gibidir. Yalnızlıktır insan. Acıyı ise burada irdelemek istemiyorum. Kimine göre manen güçlü olan, kimine görede maddesel yorumlanarak, duygudan ihraçtır. İnsan acı büyütür. Bunu bilirim. Paylaştıkça bile büyüyen acılarımız var ve elbette insan yalnızlığını bu yüzden denk tutar kendine. Kimsenin seni anlamadığını hissettiğin zamanların yoğun yaşanırken, böyle hissetmeler yürekten kopup sözlere düşmüşken, acı balo salonundaki kavalyen olup, iki dirhem bir çekirdek gözlerine dolar. En kalabalık insanın bile yalnızlığı ve iki dirhem bir çekirdek gözlerinde dönüp duran kavalyesi vardır. İnsan bir ömür boyu acılarıyla dans eder. Kimin, kimin ayağına bastığının öneminin olmadığı uzun soluklu bir danstır bu ve hayat boyu sürer.

Sevgilerimle

Ahmet

emy dedi ki...

bir solukta okuduğum kitapları anımsarım,hayatıma kattıklarını..sevgili handan öyle bir tanıtmışın ki kitabı,insanın koşa koşa gidip eline alıp okuyası geliyor.çok da merak ettim,okuyacağım..hayatıma yön verenlerden olur belki de tıpkı seni etkilediği için..paylaşımın için sağol

bahar gelsin dedi ki...

ben teşekkür ederim devenin bale pabucu:))yorumun ve ziyaretin için sağol

bahar gelsin dedi ki...

sevgili nirvana
benim en sadık yarim hep kitaplar oldu ilkokula başlamadan önceden beri aram iyidir yani
ama önemli olan hayatı okuyabilmek dünyaya geliş gayemiz üzerine kafa yorabilmek ve zamanla kainatı okumaktır.lakin bu yolculukta ben rehber olarak tercihimi kitaplardan yana kullanıyorum belki senin daha farklı tercihlerin rehberlerin vardır ama yine de senin de bir gün güzel bir kitapla karşılaşıp bu büyülü dünyaya dahil olmanı diliyorum sevgiler:))

bahar gelsin dedi ki...

merhaba kara kalem
öncelikle hoşgeldin epeydir görememiştim sizi
değerli yorumun için ne diyebilirim ki, yüreğine sağlık

" En kalabalık insanın bile yalnızlığı ve iki dirhem bir çekirdek gözlerinde dönüp duran kavalyesi vardır. İnsan bir ömür boyu acılarıyla dans eder. Kimin, kimin ayağına bastığının öneminin olmadığı uzun soluklu bir danstır bu ve hayat boyu sürer. " demişsin ya bu ifadelere bayıldım çok teşekkür ederim,yine gel:))

bahar gelsin dedi ki...

merhaba emy
evet bazı kitaplar hayata yön verir ihtiyacımız olan zamanda karşımıza çıkıp ilaç olur kimi benim zaten denemeleri ve makalelerinden tanıdığım bir kalemdi sadık yalsızuçanlar
o ismin verdiği güvenle tereddütsüz aldım zaten anlattığım gibi kapağına vurulmuştum uslubunu da çok severdim ilk romanı olmasına rağmen ben beğendim şimdi üstüste çıkan romanlarında daha ileri bir düzey olduğunu söylüyor eleştirmenler gezgin, cam ve elmas,anka,dem son romanlarından (dem'li bir deneme adlı yazıyı önceki kayıtlardan bulabilirsin blogda)
sanırım yazar ve yakaza adlı romanla ilgili olarak edebiyat bölümlerinde yazılmış master tezi var iyi bir eser olduğu kesin
dilerim hayatı keşfetme yolculuğunda iyi kitaplar bulur seni:))

bahar gelsin dedi ki...

sevgili emy
demli bir deneme için
"gerçekten iyi yapıyorsun bu işi.daha okumadan sarıp sarmalıyor yazdıklarınla..takipçin olacağım daim..ki ellerine sağlık ki devam etsin böyle paylaşımlar" demişsin ya öncelikle iltifatın için teşekkür ederim yazarımı da eserlerini de seviyorum onun tabiriyle muhabbet bizatihi bulunduğu yeri güzelleştirdiğinden olsa gerek konu yazarım olunca güzel kelimeler akıyor satırlara
daha başka kitapları ve ilgili yazılar için de aşk-ı sadık etiketine bakabilirsin sevgiler:))

NiRvAnA dedi ki...

Handan abla gerçekten kitap; insanın kendisini geliştirebilmesi,hayatı görebilmesi ve değişik fikirlerle ortak olması için sunulmuş en büyük nimetlerden birisi ve şöyle ki aklımda bir kitap var ama okumaya korkuyorum :)
sevgiler abla

bahar gelsin dedi ki...

sevgili nirvana evet kitap önemli ama kitap öncesi donanım da önemli bildiğim bir kitapsa korktuğun fikrimi söylerim dilersen avhandan@gmail.com 'a yaz kitabın adını yazarını, merak da ettim şimdi:))

NiRvAnA dedi ki...

Yolladım :)

bahar gelsin dedi ki...

ok.nirvana bence korkacak bir şey yok

NiRvAnA dedi ki...

Denemeye değer diyorsun yani :) Okumuşmuydun bu kitabı?

nurdan dedi ki...

öncelikle cok sık yorum yazamasamda bu blogun sadık takipçilerinden olduğumu itiraf etmeliyim..

bilgisayarımı her acışımda acaba yeni bir yazısı varmı ablamın deyip,kendimi blogta buluyorum...

yıllardır tanıdığım bildiğim ablamın,yazılarını her okuyuşumda onu tekrar keşfediyorum..
ve var olan hayranlığımın her geçen gün katlandığını göruyorum...

özellikle bu son yazı çok etkiledi beni..bu muhteşem yazıya bir matematikçinin yorum yazma cesareti olabilir mi bilmiyorum ama,okuyucuda bir kitabın, bir yazarın bu duyguları oluşturabilmesi, eser ve sahibinin kendini gerçeklediği hissini uyandırdı bende...

ne mutlu o okuyucuya ki böyle bir kitapla birlikte.. we ne mutlu o kitaba ki o değerli okuyucusunun ruhunda,kalbinde,zihninde...

bahar gelsin dedi ki...

evet nirvana ilkokuldayken okudum ve hala bir şey olmadım:)))ama çok hatırlamıyorum sanırım o zaman beğenmiştim öğretmenimiz okutmuştu sanki korkma hayattan korkma küçük de değilmişsin hani benden bir kaç yaş ufaksın:))

bahar gelsin dedi ki...

teşekkür ederim nurdan
ehh bir matematikçi için fena yorum sayılmaz hani:))

Adsız dedi ki...

kitaplar vefalı dostlardır. ama yazmak o kadar zordur ki... yazabileni tebrik etmek gerekir o yüzden. bir sayfa yazmak için bazen yüz sayfa okumak gerekir.
seni tebrik ediyorum handan hanım.... emeğine teşekkürler...

bahar gelsin dedi ki...

teşekkür ederim adsız
bizim okuduğumuza okuma yazdığımıza yazı denmez ama bu yolda bir çabamız var karınca misali yorumun için teşekkürler
:))

NiRvAnA dedi ki...

Abla 8 yaşında çocuğun olduğunu,Hukuk Fakültesini bitirdiğini ve en geç 23 yaşında evlendiğini baz aldım :) en az 3 yaş küçüğüm işte senden :( ben daha küçük bir çocuğum :p
şöyle bir korku bu,bu kitabı ancak gece yarısı okuyabilirim ya da evde kimse olmayacak,duygulana duygulana rahatça okumak iyi olurdu :D

bahar gelsin dedi ki...

ilahi nirvana:))
yaklaşık doğru bir hesaplama
21 yaşında fakülteyi bitirip 22 de evlendim ve oğlum geldi ardından
of toplamını yazmayayım bayağı büyümüşüm ben
sen de büyümüşsün başka kitaplara da geçebilirsin ayrıca erkekler de ağlar bırak kendini korkma :))

NiRvAnA dedi ki...

:D 2.sınıfa mı gidiyor şu an? Öp benim yerime fıstıkı

bahar gelsin dedi ki...

3'e geçti abisi ellerinden öper
maalesef bir ben10 ci:))

NiRvAnA dedi ki...

Maşallah 6 yaşında başlamış okula :) benim yeğen yeni başladı :D zor yapıyor,bazen şevki kırılıyor,üzülüyor,yardım ediyoruz güveni yerine geliyor,çok heyecanlı :D
ben de yeğenim sayesinde bazen bakıyorum ben10'e :D halen çocuklar için yararlı mı yoksa zararlı mı olduğuna karar veremedim :)

bahar gelsin dedi ki...

ben zararlı buluyorum ama diğer zamanlarda kitap okuyor bolca diye sesimi çıkarmıyom bir de biraz büyüdü ordan brdan atlamaz diyodum ama okulda fena atlıyorlarmış öğretmen yasaklamış ama hepsi izliyor demek ki yasak çözüm değil ben de beraber izleyip kritik yaptırıyorum

NiRvAnA dedi ki...

Keşke her ebevyn senin kadar duyarlı olabilse abla :)
Küçük yaştan kitap okuma özelliği kazanması gerçekten çok güzel,senin gibi bir annesi olduğu için minikim çok şanslı :)

bahar gelsin dedi ki...

teşekkür ederim nirvana iltifat ediyorsun
şans mı artık şansızlık mı onu ilereyen zaman gösterecek çocukları özgür bırakmalı belki ama sistem buna izin vermiyor kendini tanıyıp gerçekleştirme imkanı bulamadan büyüyoruz sonra da sistemin çarkları arasında ezilip gidiyoruz bir sürü mutsuz insanın arasına katılıp hayallerimize veda ediyoruz ve sonunda kimimiz sadece kitaplardan kurulu bir dünya kuruyor kendine kimimiz tv den kimimiz internetten bir dünya ...ama şu bir gerçek ki herkes içinde sıkıştığı gerçeklikten bir şekilde kaçmak istiyor iki dünya saadetini bulma temennisiyle

NiRvAnA dedi ki...

Kesinlikle haklısın :) tıpkı benim gerçek hayattan sıyrılıp kendime sanal bir hayat oluşturmam gibi,mutluluğu bir Yaradanda ararım bir de kendi içimde,dünya bana uzak dursun :)

bahar gelsin dedi ki...

nirvanaya ulaşayım yeter diyorsun amin amin biz de inşaallah

dertsiz_coban dedi ki...

Bu güzel yazı için size teşekkür ederim Handan Hanım. En kısa zamanda YAKAZA vasıtasıyla değerli yazarınızla tanışmak istiyorum.İlk fırsatta alıp okuyacağıma söz veriyorum. Sürekli kitap okumaya çalışan bir kişi olarak şimdiye kadar bu yazarla tanışmamış olduğuma inanamıyorum. Kitap seçerken hiç bir zaman önyargılı olmadım. Bir kitap seçerken elimden geldiğince araştırıp hakkındaki yorumlara da bakarım. Okuduğum kitapların hep beni bir adım ilerisine götürdüğünü düşünmüşümdür. Nasıl ki üniversiteyi bitirmek için önce ilkokul 1 den başlayıp sırayla tüm sınıfları geçmek ve sınavlardan başarılı çıkmak şartsa okuduğumuz kitaplardan da bir şeyler kapıp bir sonraki aşamaya geçmek gerekiyor. Bazen binlerce kitap okuyup doğruyu bulamama ihtimalide var tabii. Ama "Öğrenci hazır olduğunda öğretmen gelir". Okuduğunuz kitaplar mutlaka bir yerlere getirecektir. Sağlıcakla kalın

bahar gelsin dedi ki...

değerli dertsiz çoban,
yakaza çok özel bir roman bir çok kişi de anlamadığını iddia edebilir yazarın tarzı anı yaşar ve anlatırken sürekli geri dönüşler ve hatırlamaları da beraberinde kullanması bi nevi sesli ve özgür düşünme denemeleri ben de yazarken ona öykünme gayretindeyim çok okumaktan kaynaklı olarak etkilenme de var tabi yazdıklarımda ama o çok ciddi okumalar yapmış biri bu nedenle az öz anlatabiliyor bazen bir pargrafı çözmek için uğraşmak gerekiyor ve ben bunu seviyorum okuyanlar ya ciddi hayranı oluyor ya da tarzım değil diyor beklentileriniz önemli şu üniversite hocalarının yazdığı didaktik eserler gibi değil okurken size de bir pencere açıyor kendi filminizi tekrar seyretmenizi ve irdelemenizi sağlıyor tabi bunlar bana etkileri yakazada derin bir aşk acısı satırlar arasından ruhunuza sızıyor sanki hem bir terkediş var şartlar gereği ama bunun sebepleri yok ...hem de zihinde devam eden bir acı bir aşk laf aramızda çok ağlamışımdır okurken, ağlamak isteyip ağlayamadığımda biraz okurum ve yaşlar gelir hemen ...dilerim size de uyan bir yanı olur romanın, yazarımın:))

tuğba dedi ki...

bir türlü anlayamadığım hayranlığını şimdi anladım ve çokta hak verdim sana.yazın bende okuma isteği uyandırdı bu kitapları,kitaplığından ödünç almalıyım dedim ama ayırmakta istemem seni canyoldaşlarından..bide öyle bi yazıyosunki cümlelerin dizilişi kelimelerin seçimi insan bir hayran olunması gereken yazarda burda var be kardeşimmm diyor.sende en az o kadar mütevazı olduğundan yok canım dersin biliyorum.bide yazılarının içinde bildiğim bişyler bulmak o kadar hoşuma gidiyor ki anlatamam.sizi böyle yazılar yazmaya sürükleyen ne bilmiyorum ama içinizdeki aşk hiç sönmesin,yazılarınızdan bizi mahrum bırakmayın handan hanımcığımmm...

LinkWithin

Blog Widget by LinkWithin