4 Haziran 2010 Cuma

YARATMA CESARETİ-(ROLLO MAY) KİTABI ÜZERİNE...


Bu kitap konusunda çevirmenin bir notunu aktararak başlamak istiyorum: ” Bu kitap topluma hitap etmez. Okurunu oldukça bireyleşmiş kişilerden seçmek zorundadır.”
Zevkli bir eser lakin kolay akmıyor. Çeviri metin olması hasebiyle iyi bir çevirmene denk gelinmiş olması, çevirmenin(ALPER OYSAL) uzun bir sunuş yaparak kitabı ve yazarını tanıtması da bir şans.
Kitabı kısaca özetleyecek olsak şöyle demek yeterli olacaktır: İnsanlar, normal ve anormal (psikolojik hastalık sahibi) olarak ikiye ayrılıyormuş gözükse de bir grup daha vardır ki, yeniden meydana getirme yetisine sahip olan sanatçılardır. Bazen sanatçıların çılgınlıkları nevroz ya da şizoid görüntüsü verse de bu özel yeteneklerinin ortaya çıkmasıdır. Onları sevelim.
Sanatın hangi dalı ile olursa olsun ilgilenen herkese tavsiye edeceğim bu kitabın tanıtım için biraz detaylı bilgi verecek olursak: Kitap 1975 yılında Amerikan varoluşçu psikoterapisinin önemli temsilcilerinden aynı zamanda kendisi de sanatçı olan Rollo May tarafından kaleme alınmıştır.
Varoluşçu psikoterapi insan üzerinde çalışırken onu parçalara bölmeyen ve insanlığını bozmayan bir bilimin olanaklılığı varsayımına dayanır. Teknik kullanmaktan hoşlanmayan varoluşçu psikoterapistler “hastadan hastaya ve tedavinin her safhasında değişebilecek” bir tavır izler.
Yazar bu kitabın adını bulurken esinlendiği eserin PAUL TİLLİCH’in THE COURAGE TO BE = OLMA CESARETİ olduğunu memnuniyetle belirtiyor.
Cesaret nedir sorusuna şu cevabı verebiliriz: umutsuzluğa rağmen ilerleyebilme yetisidir.
Cesaret Çeşitleri’ne gelirsek:
1-Fiziksel Cesaret
2-Moral Cesaret
3-Toplumsal Cesaret
4-Cesaretin Paradoksu
5-Yaratma Cesareti
Yaratma cesaretine sahip olanların dine karşı bir başkaldırı içinde oldukları sanılabilir. Bu bir paradokstur ama dinde en büyük değer kazananlar dalkavuklar ya da statükoya en sıkı sarılanlar değil başkaldıranlar olduğu, tarihte ermiş ile başkaldıran insanın ne kadar sık aynı kişide birleştiğinden anlaşılabilir. Sokrates, Hz.İsa gibi.
Psikanalitik çevrelerde yaratıcılığın sık kullanılan tanımı; egoya hizmet eden bir gerilemedir. Ancak yazar empatik yaklaşmayı benimsediğinden özde nevrozun bir dışavurumu olarak kabul etmiyor. Yaratıcılığın kendi özel kültürlerinde ciddi psikolojik sorunlarla bütünleştiği muhakkaktır diyerek Van Gogh çıldırıya kapıldı. Gaugin içe kapanık (=şizoid)ti, Poe alkolikti, Virgina Woolf ciddi bir çöküntü içindeydi örneklerini sunuyor. Bu durumların yaratıcılığın nevrozun ürünü olduğu anlamına gelmeyeceğini belirterek ikilemden bahsediyor. Yani bu yazarların nevrotik durumları tedavi edilse artık yaratma yetilerini kayıp mı edeceklerdir sorusu zihinleri tırmalıyor. Ve kendisinin de sanatçı olması hasebiyle empati kurarak yeteneğin hastalık, yaratıcılığın nevroz olduğu fikrine karşı durarak kitap boyunca sanatçıların özel insanlar olduklarını ispata çalışıyor.
YARATICI SÜREÇ.
Bu bahse gelindiğinde şöyle bir sıralamaya gidiliyor:
-Karşılaşma. İradi ya da gayri iradi olabilir lakin yoğunlaşmanın sonucudur.
Kaçak yaratıcılık diye adlandırılabilecek bir durum vardır. Burada sanatçı muhteşem bir karşılaşma yaşamaz yeteneği vardır ve bir şeyler meydana getirir. Bir de tersi vardır, yani yetenek değil karşılaşma etkindir. Mesela Amerika’da yüksek düzeyde yaratıcı simalardan biri olan romancı THOMAS WOLFE’un YETENEKSİZ DAHİ olduğu söylenmiştir.Onu böylesine yaratıcı kılan, kendini malzemesinin içine tümüyle fırlatması ve bunu söylemek için gösterdiği mücadeleydi, yani büyüklüğü karşılaşmasının yoğunluğundan geliyordu.
Bu nedenle has yaratıcılığın yoğun bir farkındalık, bir bilinç artışı ile nitelendiğini belirtir. Önemli bir nokta da farkındalığın daha derin yanlarına ulaşmak için kişi kendini karşılaşmaya tam teslim etmelidir. Ancak bu hal sarhoşlukla ya da vitalite(=canlılık, dirilik, yaşam enerjisi) ile karıştırılmamalıdır. Bir nevi vecd halidir. Gerçekten de bir nesneyi ona duygulanımsal bir bağlanışımız olmadan göremeyiz. Bu gerekçe en iyi biçimde vecd durumunda geçerli olabilir.
Herhangi bir tarih döneminin psikolojik ve tinsel mizacını anlamak istiyorsanız bunu sanatın derinlerinde aramaktan daha iyisini yapamazsınız. Dolaysız biçimde eserlerine sembollerle yansır bunlar didaktik ifadelerle olmaz yoksa propaganda vb. hatalara düşülerek verilen eserlerde o ölçüde ifade gücü kırılır, kültürün bilinçdışı düzeyleriyle olan ilişkileri tahrip olur. Dönemsel özellikleri en iyi sanat eserlerinde bulmamızın sebebi de sanatın özünün sanatçıyla dünya arasında güçlü ve canlı bir karşılaşma olmasıdır.
BİLİNÇDIŞI: Bireyin gerçekleyemeyeceği veya gerçeklemeyeceği eylem ve farkındalık gizilgüçleri olarak tanımlıyor yazar.
BİLİNÇDIŞI VE YARATICILIK: Bu durumun aşamaları şöyle sıralanabilir:
1-   Zihinde şimşek çakar.
2-   Çevresindeki her şey aniden canlılık kazanır.
3-   Kavrayış hiçbir zaman ıskalayan ya da denk gelen bir şey değil, kavrayışın belirişi asıl unsurlarından biri de kendimizi verişimiz, bağlayışımız olan bir model uyarınca gerçekleşir. Bu hamle sadece “oluruna bırakarak”, “işi bilinçdışının halletmesine bırakarak” çıkıp gelmez. Kendimizi en yoğun biçimde bağladığımız alanlardaki bilinçdışı düzeylerden doğar.
4-   Kavrayışın çalışma ve gevşeme arasındaki bir geçiş anında gelmesi; iradi çabanın kesintiye uğradığı ara zamanlarda olması da dördüncü aşamadır.
Psikolog POİNCARE şu soruyu soruyor: Fikirler ileri fırladıktan sonra zihinde neler oluyor? Cevabı özetlersek bu deneyimin özniteliklerini şöyle sıralarız;
1-   Aydınlanmanın birdenbireliği
2-   Kavrayışın kişinin kuramlarında bilinçle sarıldığı şeye karşı çıkıp gelişi; bir bakıma da ona karşı gelmek durumunda oluşu
3-   Olayın ve onu sarmalayan sahnenin capcanlı oluşu
4-   Kavrayışın az ve özlükle ortaya çıkan dolaysız kesinliğinin yaşanması
5-   Konu üzerinde bilinçdışı hamle öncesinde harcanan yoğun emek
6-   “Bilinçdışı emeğe” kendi başına öne çıkma fırsatının verildiği ve ardından bilinçdışı hamlenin oluşabileceği bir istirahat (ki daha genel olan meselenin özel bir durumudur)
7-   İstirahat ve çalışmayı değiştirip durma gerekliliği
İnsanın bu süreçte yapacağı hatalardan biri tek başınalığın kaygısını sürekli kışkırtılan oyalanma ile önlemek olur. Bilinçdışından gelecek kavrayışları yaşamımıza alabilmek için kendimize tek başına olabilme yetisini kazandırmak zorunda olduğumuz aşikardır.
Yaratıcı karşılaşmanın muhteşem örneği iki sanatçının yaptığı bir çalışmada verilmiştir. Yazar JAMES LORD ressam ALBERTO GİACOMETTİ’ye poz vermiş ve eserin çizimi esnasında ressamın yaşadıklarını açık açık anlatmıştır.(10. alıntıda bu notlardan biri verilmiştir.)
YARATICILIĞIN SINIRLARI:
Yazar, “insanın olanakları sınırsızdır” tezine katılmıyor ve bunun şevk kırıcı olduğunu söylüyor. Bu birini kayığa oturttuktan sonra “Hadi bakalım, tek sınır gökyüzü!” diyerek İngiltere’ye doğru okyanusa itmeye benzer diye ekliyor.
Oysa kayığın içindeki diğer kaçınılmaz sınırın okyanusun dibi olduğunun da pek tabi farkındadır. Bu da bize sınırların sadece önlenemez değil bir de değerli olduklarını gösterir. Yaratıcılığın kendisi sınırları gerektirir; çünkü yaratıcı edim insanı sınırlayan şeyle birlikte ve ona karşı ortaya çıkar. (Geniş bilgi için 19. alıntıya bakınız)
Hasıl-ı kelam; sanat eserinin özgün olabilmesi için karşılaşmadan doğması, yeterince demlenmiş duygu yoğunluğunun olması,  bilinçdışını harekete geçirmesi ortaya çıkanın biçimle sınırlanması ama sınırların tutkuların denetiminde biçimlendirilmemesi gerekir.
Yaratıcı süreç biçim için duyulan bu tutkunun dışavurumudur. Parçalanmaya karşı bir mücadeledir yaratıcı süreç: Uyum ve bütünleşmeyi doğuracak olan yeni varlık türlerinin varoluşa getirilmesi mücadelesi.
     Platon’un bize özet olacak çarpıcı bir öğüdü var:
Bir yolu hakkınca yürümek isteyen biri gençliğinde güzel biçimleri ziyaret ederek başlamalı; eğer ilk başta eğitmeni tarafından yolu ona bu güzel biçimlerden sadece birini sevecek şekilde doğru olarak gösterilirse, bu tek sevilenden doğru ve güzel düşünceler yaratacaktır; ve sonra o tek olanın biçiminin güzelliğinin bir diğerinin güzelliğine benzer olduğunu ve her biçimdeki güzelliğin tek ve aynı olduğunu kendi kendine algılayacaktı.


HANDAN GÜLER



3 yorum:

karakalem dedi ki...

yARATILMIŞ OLANIN SINIRLI OLDUĞU ZATEN SU götürmez bir gerçekken sınırsızlığı aramak pek makul değildir zaten. Kitabı okuyup değerlendirmek daha akıllıca olsada, yaratmak kelimesi oldukça rahatsız edici geliyor. Bizim anlayışımızda yaratılan, bir şeyleri üretir, keşfeder, bulur, ama yaratması beklenmez. Çünkü yaratmak olmayan bir şeyi vücuda getirmektir ve bu insan için ilelebet olmayacak vasıftır. Eğitimle, beceri ve yetenekle muhakkak paha biçilmez ve eşşsiz denilebilecek eserler üretilebilir lakin, bu dahi o eserlerin tek ve tek kalacağını göstermez. Çünkü insan ne yaparsa yapsın Hz Allah'ın yaratmış olduklarından yola çıkarak yapar ki buna esinlenme diyebiliriz. Daha ötesi yoktur. Özetle bu minvaldeki kitapları okurken bu hususiyetleri göz önünde tutmak farklı bir tefekküre kapı açabilir

bahar gelsin-HANDAN GÜLER dedi ki...

sevgili karakalem
yaratma kelimesini Allah dışında hiçbir varlık için kullanmam bu nedenle kitabı çekinerek aldım elime ama diğer din mensuplarının öğretileri üzerine yazılmış oldukça inançlı bir psikyatrisçe yazıldığını belirteyim kitabı okuyunca varolandan yeni bir şeyler ortaya koymktan bahsettiğini anlıyorsunuz yaratma kelimesi gayri ihtiyari kullanılmış gibi santçıların zorlukları eser ortaya koyma sıkıntılarından acziyetinden bahsediyor asla yaratıcı tanrı olma gibi bir iddiası yok ilgiliyseniz okunabilecek bir kitap isme bakıp önyargılı davranmayıp okuduğum için mutluyum
yorum için teşekkürler
bu arada sağ salim gelmişsiniz askerden hoş geldiniz umarım ruhunuz fa iyidir
şafakların bitmesi ne güzel

karakalem dedi ki...

yok o kelimeyi kullandığınız düşünmüyorum zaten, amacım kitabı okuyacaklar için biraz farklı bir terennüm yakalamaktı. imkan bulursam okumaya gayret ederim, hoş karşılamanıza teşekkür ederim, zihnen ve fikren iyiyim çok şükür..

LinkWithin

Blog Widget by LinkWithin