24 Aralık 2009 Perşembe

2009 YILINDA SANAL DOSTLUK ÜZERİNE! (YILIN SON UZUN YAZISI:)HA GAYRET:) HERKESE TEŞEKKÜRLE)





2009 YILINDA DOSTLUK ÜZERİNE!


2009 yılına girdiğimizin ilk günleriydi, bir önceki yılın yaralarını sarmaya çalışıyordum.

Bir sürü şey üst üste gelmiş kalbimi, ruhumu yormuş, hayatın dışına fırlatmıştı. Yıllardır kendimi dahi duyamayacak kadar yoğun bir çalışma temposu içindeyken biranda sadece beynimin içindeki seslerin olduğu bir diyara sürülmüş, öylece, oracıkta, yapayalnız kalmıştım. Kafamın içinde dolanan neden, niye soruları attıkları voltalarla kalp konforuma zarar verirken etrafımdaki herkesin yoğunluğu beni kalabalıklar içinde yalnızlık kavramı ile tanıştırmıştı.

Herkes o kadar çok koşuşturuyordu ki, en yakın arkadaşlarımı aramaya çekiniyor, ziyaret ettiğimde işlerine engel oluyorum hissi ile iki büklüm oluyor ve kendimi eve kapatıyordum. Yalnız ve sessiz olan bu ortamda beynimdeki aktörler yine sahneye çıkıyor ” iyi de ama, niye sen? “ sorusuyla kemirme operasyonuna başlıyorlardı. Zihinden kalbe inen sorular saatler içinde zehirli bir sarmaşık gibi kalbimi sarıyor, sıktıkça sıkıyordu.



Kendimi dinlemekten kurtulmalıydım. Mevsimlerden kıştı ve yalnız bir yere gitmekten çekiniyordum. Geriye tek alternatif televizyon kalıyordu. Zamanla o odada olmasam bile televizyonu kapatmaz oldum.Gürültüsünde, başkalarının dertlerinde kendimi unutuyor, yalnız insanların evlenme programlarına gelişlerini anlayabiliyor, halime şükrediyordum. Ancak bir süre sonra en değerli varlığımı boş yere yitirdiğimi fark ettim ve televizyonu kapattım.



O sıralarda kötü bir haber aldım. En az benim kadar talihsiz olan sevgili kuzenim MS hastalığına yakalanmıştı. Çocukluğumun birlikte geçtiği aynı yaşlarda olduğumuz genç bir adam çaresiz ve ilerleme şekli belirsiz bir durumla karşı karşıya kalınca hayatın aslında belirsizlikler üzerine kurulu olduğunu, geri dönüşlerin olmadığı bir sınavın içinde olduğumuzun ayırdına varmıştım.O günlerde kuzenimin eşi yazdıklarımı okuyunca bir blog yazsana sen böyle günlüklere biriktireceğine, ablam yazıyor bak, ondan detayları öğren dediğinde blog nedir ne işe yarar bunu bilmeyecek kadar internetten uzak bir durumdaydım. İş için maillerime bakar, birkaç haber sitesine göz gezdirir, en fazla yarım saatte internetten reele geçerdim o güne kadar. Bu tavsiye üzerine konuyla ilgilenmeye başladım ve o gün okuduğum şiirin bir dizesinden yola çıkarak belirlediğim adreste başladım yazmaya.Blogu kurduktan sonra arkadaşlarıma mail yoluyla haber versem de pek ilgilenen olmadı doğrusu. Haklıydılar da, hayatın keşmekeşi büyük şehirde öyle bir sarmalamıştı ki herkesi, ev, iş, trafik, çocuklar, arasında edebiyata ayıracak vakit bulmak için ona aşık olmak gerekiyordu. Gençlik yıllarında herkes edebiyata bir yakınlık duysa da hayatın getirdikleri, incelikleri götürdüğünden edebiyatla olan ilişik “Amannn, edebiyat yapma! Gibi söylemlerle zaman içinde kesiliyordu. Ama dostlarımdan biri, edebiyatın aşığı bir kalp, kışımın en soğuk zamanlarında girip hayatıma, yazdıklarıma cevap verdi, destek oldu, yol gösterdi iletileriyle bana.Ve işte nedenlerin beynimi kemirdiği, yalnızlığın ruhumu daralttığı o noktada bir kurtuluş ipi uzatan eski dostumun ipinden tuttum sıkıca, bir daha bırakmama duasıyla. Dostluğumuz yazdığı samimi ve sade maillerle derinleşti zamanla. Bana yol gösterdi hep, muhabbetle dolu ışığıyla. Önce daha çok okumamı salık verdi, listeler gönderdi, beni televizyonun önünden çekti aldı, edebiyata olan aşkımı hatırlattı, aşkı anlattı, kuzenim hasta olduğunda bir o her gün nasıl olduğumu sordu. İletisinde “Hastan nasıl?” demedi mesela, “Hastamız nasıl?” sorusuyla kalbimde taht kurdu.



Onun emeğiyle, sevgisiyle kabuğumdan sıyrıldım ve tekrar yazmaya başladım şevkle. Blogda izleyicilerim olmaya başladı sonra. Yorum yazanlar, söylediklerimi duyanlar, duyduklarıyla mutlu olanlar arttıkça benim de aşkım arttı yazmaya.

Bendeki değişiklik gözle görülür oldu zamanla, dostumun varlığıyla. Etrafımdaki herkes memnundu bu olumlu başkalaşıma.

Zor geçen bir yılın ardından hiçbir maddi şartım değişmese de bakış açımın farklılaşmasıyla tünelin sonundaki ışığı görür gibi oldum. Bir de daha önce katıldığım mesleki bir proje sebebiyle üç hafta süreyle İngiltere’ ve İskoçya’ya gitme şansı verilince bana, daha bir mutlu olmuştum o ay.”Bahar Gelsin” ismiyle yazmaya başladığım zamandan sonra tam vaktinde kapımdaydı bahar, umuda taşıdı beni Nisan da.



2009’dan en etkileyici sahne olarak zihnime İngiltere uçağında, cam kenarında yaptığım dört saatlik yolculuk geliyor mesela. Bir masal alemine geçmiş gibiydim; bembeyaz bulutlar arasında. Daha önce yurtiçi uçak seyahatleri yapmış olsam da, kısa süreli olduğundan bu kadar büyüleyici gelmemişti gökler bana. Bir de tüm Avrupa’yı uçağın alçaldığı yerlerde kuşbakışı seyretmek çok hoşuma gitmişti. Evet, İngiltere güzel bir yerdi, grubumuzla geçirdiğimiz vakitler keyifli. Bana iyi gelen bu zamanda dahi halimi hatırımı sormuştu dostum.

Yoğun yolculukları arasında bana vakit ayırmasının ne de büyük bir incelik olduğunu o gezide anlamıştım mesela, malum seyyahlık zor ve yorucu ne kadar keyifli olsa da.



Temmuz başı kardeşimi evlendirip İstanbul’a gelin göndermek bu yılın en güzel olayları arasında yer aldı. Artık aşık olduğum şehirde kanımdan kan canımdan can vardı.Tabi daha bebek diye gördüğüm laf aramızda küçükken çok da eziyet ettiğim kardeşim büyümüş, üniversiteyi bitirdiği hafta evlenmiş ve ablasının en yakın dostu oluvermişti bir anda.Zamanın geçiciliğini gösteren bu güzel olay faniliği hatırlatmasıyla bir şamardı aslında ruhuma.



Geçmişliğine üzülüp Ah’larla andığımız güzel günlerden ziyade, iyi ki geçti, hamdolsun dedirten, bizi şükre götüren zor günler daha da fazlaydı bu yıl aslında. Ve bu zor günlerde dostum yanımda olmasa, her daim dua ve dilekleriyle gönlüme ferahlık verecek kelimelerden köprüler kurmasaydı bu gün burada olamazdım galiba. Şairin dediği gibi diyorum:



“Hamdolsun, Yaradan’a hamdolsun.

Yaratıp imtihan edene, imtihandan geçirip zafere erdirene,

Rahman olana, Rahim Olana hamdolsun.”(ERDEM BAYEZIT’a rahmetle…)



Öncelikle hiç layık olmasam da gönlüme inşirah için gözü gönlü hakikate açık bir dostu ruhuma dost eylediği, beni benimle bırakmadığı için kainatın zerratı adedince şükürler sunuyorum Rabb’ime.



Bitmek bilmez kışlarımda bile benden vazgeçmediği, kendime tahammül edemediğim zamanlarda bana tahammül ettiği, ruhumun elini hiç bırakmadığı için tüm kalbimle, tüm muhabbetimle teşekkürü bir borç biliyorum dostuma.



Nice zamandır yazdığım rutin dert dolu iletilerimi cevapsız bırakmadığı, varoluş sebeplerimizi hatırlatarak beni her daim diri tuttuğu, tabularımı yıktığı, okuma serüvenimi hızlandırdığı, aşka aşık bir yürekle yaşamayı öğrettiği için minnettarım.




Bir de sanal alemde adını bile bilmediğim ama hikayelerini tüm açık yüreklilikle anlatan dostlarım oldu bu blog vasıtasıyla.

İbretlik hikayeleriyle hep ihtiyacım olduğu anlarda çıktılar karşıma. Tanımadığım kardeşlerime dua etmeyi öğrendim ben burada.

Acı aşk hikayeleri dinledim, onlarla ağladım, onlarla sevindim, bazen yazdıklarımda buldular kendilerini bazen katkılar sunup zenginleştirdiler düşüncelerimi.

İsim sayamam tabi, hem çoklar hem de onlar kendilerini bilirler, söyleyebileceğim tek şey; iyi ki bu blog yazılmış bahtıma, iyi ki bu dostlarla yalnızlığın kör kuyularından çıkarılmış, paylaşmanın zevkine varmışım.



Mevlana demiş ki; “Ben dostlarımı ne kalbimle, ne aklımla severim. Olur ya kalp durur, akıl unutur… Ben dostlarımı ruhumla severim, o ne durur ne unutur.”



Ben de Mevlana gibi diyorum; adını, sanını, yüzünü, evini, işini bilmediğim nice güzel insanla tanıştığım siber alemde sizleri ruhumla seviyorum. Sayınızın izleyici sayımın çok üstünde olduğunu da bizatihi yaşayarak görüyorum. Varlığınıza, sağlığınıza duacıyım…



Gelen zamanların, gidenlerden daha kazançlı olması için kalplerimizin Hakikat’e ayarlı kılınması niyazıyla, herkese iyi seneler.



HANDAN GÜLER

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Not: “DOSTLUK ÜZERİNE” adlı FETHİ GEMUHLUOĞLU’ nun bir kitabını aldım. Henüz okumadım ama en kısa sürede okumak arzusundayım.Başlıkta esin kaynağım olan yazara rahmet, hazırlayana hürmetle…

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------

CAN DÜNDAR’IN BİR DOST YAZISIYLA BAŞBAŞA BIRAKIYORUM SİZLERİ:



Saate bakmaksızın kapısını çalabileceği bir dostu olmalı insanın...

'Nereden çıktın bu vakitte' dememeli, bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında; gözünün dilini bilmeli; dinlemeli sormadan, söylemeden anlamalı...

Arka bahçede varlığını sezdirmeden, mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi köklenmeli hayatında; sen, her daim onun orada durduğunu hissetmelisin. İhtiyaç duyduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmeli, kovuklarına saklanabilmelisin.



Kucaklamalı seni güvenli kolları, dalları bitkin başına omuz, yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı...

En mahrem sırlarını verebilmeli, en derin yaralarını açıp gösterebilmelisin; gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz...

Onca dalkavuk arasında bir tek o, sözünü eğip bükmeden söylemeli, yanlış anlaşılmayacağını bilmeli.

Alkışlandığında değil sadece, asıl yuhalandığında yanında durup koluna girebilmeli. Övmeli alem içinde, baş başayken sövmeli ve sen öyle güvenmelisin ki ona, övdüğünde de sövdüğünde de bunun iyilikten olduğunu bilmelisin.

Teklifsiz kefili olmalı hatalarının; günahlarının yegane şahidi... Seni senden iyi bilen, sana senden çok güvenen bir sırdaş..

Gözbebekleri bulutlandığında, yaklaşan fırtınayı sezebilmelisin. Ve sen ağladığında onun gözlerinden gelmeli yaş...

Yıllarca aynı ip üstünde çalışmış, cesaretle ihanet arasında gidip gelen bir salıncağın sınavında birbiriyle kaynaşmış iki trapezci gibi güvenle kenetlenmeli elleri...

'Parkurun bütün zorluklarına rağmen dostluğumuzu koruyabildik, acıları birlikte göğüsleyebildik ya; yenildik sayılmayız' diyebilmeli...

Issızlığın, yalnızlığın en koyulaştığı anda, küçücük bir kağıda yazdığımız kısa ama ümit var bir yazıyı yüreğe benzer bir taşa bağlayıp birbirimizin camından içeri atabilmeliyiz:

'Bunu da aşacağız!
İmza: Bir dost!...'
Can Dündar


13 yorum:

Müberra dedi ki...

Canım bir yılının muhasebesini ne de güzel anlatmışsın. 2010'un sonunda da bize anlatacağın pek çok güzellik yaşaman dileğiyle...

papuç dedi ki...

yazının başında bi soluk aldım bi de sonunda:)
o kadar içeten ve samimi yazmışsın ki gözlerim doldu...Senin adına da mutlu olduk inan..

Allah her sıkıntıdan sınra bir de mutlu olacak sebepler gönderiyor kuluna şükür..Senin de dost dediğin güzel bi yoldaşın olmuş ne hoş...Dostluğunuz daim olsun..ve ve ve ne sıkıntın varsa onları en kısa sürede ve hayırlı bir şekilde aşmanı nasip etsin Rabbim...

son olarak evet iyiki blog açmana birileri vesile olmuş biz de seni tanıma fırsatını yakalamışız..Sevgiler..Dualarımızdasın..

dertsiz_coban dedi ki...

Ne kadar güzel kelimelere dökmüşsünüz içinizdekileri. Size hayranlığım bir kat daha arttı. Her yazınızdan sonra “Keşke ben de içimdekileri böyle güzel kelimelerle dışa vurabilsem insanlarla paylaşabilsem” diyorum inanın. Daha önceki bir yazınıza yaptığım yorumda da belirtmiştim:”Yaşadıklarınızı yaşadım yaşadıklarımı yaşamışsınız” diye. Bu yazınızı okurken de sanki yazıyı beni çok iyi tanıyan sürekli yanımda olan ve kelimeleri ustaca kullanan bir yazar tarafından yazışmış kendi hikayemi okuyor gibi oldum.

Uzun yıllardır internet kullanıyorum ve bu süre içerisinde bu blog hariç hemen hemen her yerde gerçek adım soyadımla üyelikler aldım ve karşımdaki kişilerin hiçbir zaman adını sanını mesleğini cinsiyetini ırkı dini inançlarını sormadım ve sorgulamadım. Karşı tarafın bana söylediklerini her zaman doğru kabul ettim. Ben de her zaman karşı tarafın sorularına doğru cevaplar verdim. Bu sayede çok güzel sanal dostlarım oldu. Bir çoğu ile gerçek hayatta karşılaştık ya da buluştuk ve bu sanal dostluğumuzu gerçek dostlukla pekiştirdik. Bir araya geldiğimizde gördük ki iki tarafında sanalda söylediğinden eksiği yok fazlası var. Sanaldan tanıdığım bir arkadaşım bir gün tatil Antalya’ya gelmek istediğini ve bizde kalmak istediğini söylediğinde çok mutlu olmuştum. Okulların kapandığı gün eşi ve iki kızı ile birlikte yola çıktılar ve yolda buluştuk.Dört günlük bir tatilden sonra hem çocuklar hem hanımlar çok iyi dost oldular. Antalya2yı ve bizleri çok sevdiklerini söylediler ve döndüler. Altı ay sonra msn de ileti yazıyor: “Tayinimiz Antalya’ya çıktı. Özgürlük bulvarı diye bir bulvarı varmış oradaymış işyeri” diyordu arkadaşım. Dediği cadde tam da benim işyerimin olduğu caddeydi. Sanal dostluğumuz şimdi aynı şehirde tam bir dostluğa dönüştü.

Sıkıntılı bir günümdeydim. Hani bazen olur ya içiniz içinizi kemirir, içinizdekileri bir yerlere dökmeniz gerekir. Değilse dolup taşmak üzeresinizdir ve istemeden de olsa bir yerlere zarar verecek hale gelirsiniz. Öyle bir gündü. İnternete attım kendimi. Amaçsızca oradan oraya geziniyordum. Bir sitede yine sanal bir dostum sayesinde tanıdığım bir başka sanal kişiye rastladım. Bir hal hatır sorayım derken sıkıntımı fark etti ve işini gücünü bırakıp saatlerce beni dinledi. Yol gösterdi akıl verdi. Derdime derman oldu içimdekileri içine aldı, derdimi hafifletti. Bir süre sonra bu dostluk daha da gelişti. İki yılı geçen bu dostlukta bir tek gün dahi birbirimizin sınırlarını aşmadık, bir birimizin güvenini kırmadık. Ne zaman başım sıkışsa ona koşarım ne zaman başı sıkışsa bana koşar. Aramızdaki binlerce kilometre hiçbir zaman bir engel teşkil etmedi. Sanallığın en güzel yanı da bu sanırım. Ne zaman ihtiyacın olsa bir tıklık mesafede olduğunu bilmek çok güzel bir duygu. Sanal dostluklarda niyet aynı, çaba aynı ve özen aynı olursa dostlukta ebedi olur. Dostunu söyle sana kim olduğunu söyleyeyim demişler. Benim dostumun her zaman sağlam bir duruşu var, sağlam bir karakteri var. Doğru bildiklerini söylemekten hiç çekinmez. Olduğu gibi görünür. Dilerim sizlerinde böyle bir dostu olur. Hoşca kalın dostça kalın

mit dedi ki...

Çok güzel bir yazıydı arkadaşım, kalemine sağlık. inşallah bu yılın başında yaşadığın sıkıntıların benzerini bir daha asla yaşamaz ve sevdiklerinle dolu uzun ve mutlu bir ömür sürersin.

Sishyphos dedi ki...

Bir dosta (dostlara diyemiyorum çünkü sahicisi çok zor ve ender bulunuyor ) sahip olabilmek bence çok önemli bir olay.İnsanı eğiten ,geliştiren,kendinin ayakkabıları dışında bir başkasının ayakkabılarını giyip de hayata bakmayı baktırabilmeyi sağlayan bir olay.Çok şanslısınız ,ve ben de şanslıyım.Dost bulamayanlara ise üzülürüm.
İyi seneler Handan Güler.Güzel bir yazı yine.

bahar gelsin dedi ki...

herkese iyi yıllar

bahar gelsin dedi ki...

müberracım sağol sayılı reel dostlarımdan birini sanalda da görmek ne güzel:)umarım güzel bir sene geçiririz laf aramızda kovaların 14 yıldır ters giden talihi açılacakmış öyle diyor uzmanlar(!) hangi kanalı açsam:))

bahar gelsin dedi ki...

pabuççum burada olduğun için mutluyum aslında içm çok doluydu yıllık değil aylık muhasebe yapıp yazsam olurdu ama her yazın 20 postluk diye eleştiri almaktan sabırlarınızı zorlamaktan korktum

bahar gelsin dedi ki...

sevgili dertsiz çoban sizin beğeninizi kazanmış olmak benim için ayrıca kıvanç verici blogdaki tüm yazılarım altında yer alan yorumlarınızla beni en sık destekleyen dostlardan oldunuz
çok zor zamanlarımda yazdıklarınız hep iyi geldi bana karşılıksız ruhdaşlıklar üzerine kurulan dostlukların ilahi bir koruma altında olduğunu düşünüyorum Rabb'im hepimizi sanalda ve reelde hayırlı ve iyi insanlarla karşılaştırsın varlığınız için teşekkürü bir borç biliyor desteğinizin devamını beklediğimi belirtiyorum

bahar gelsin dedi ki...

sevgili mit sana da teşekkür ederim burda olduğun, desteklediğin için dileklerinin iki katı güzellik seni bulsun 2010 da:))

bahar gelsin dedi ki...

sevgili sishypos size de teşekkürlerimi sunuyorum haklısınız dostlar bulmak zor
can dündarın niteliklerini saydığı dost gibi dost herhalde bulmak zor
vefalı dost olup değerli dostlar bulabilmek dileğiyle:))

gereksiz adam dedi ki...

yani kardeşin istanbul için mi en sıkı dostun oldu... ya da evlendiği için... yok yok istanbul' a evlendiği için zannımca...:)

bahar gelsin dedi ki...

ilahi gereksiz adam:)
kardeşm benden 9 yaş küçük ben büyüttüm sayılır o nedenle bana yakın yaşta olan diğer kardeşim ve ben onu bebek görürdük nesil farkı olunca dost olamazsın ya öyle
ama bizimki biraz olgun bir kız biz de biraz çocuksulaştık 2 senedir falan arkadaş olduk kardeşlikle birlikte
sanırım cümle kuruşumda bu anlamı çıkarmana sebep olacak bir sıkışıklık olmuş:)neyse ki sordun da açıklama fırsatım oldu kendisi de okuyunca bu anlamı çıkartabilir zaten 9 ay sonra tayinleri çıkacak başka yere ama sayesinde sıkça geldim istanbula:))birini sabitleseydik fena olmazdı aslında:))

LinkWithin

Blog Widget by LinkWithin