İşitin ey yarenler aşk bir güneşe benzer Aşkı olmayan kişi misali taşa benzer Taş gönülde ne biter dilinde ağu tüter Nice yumşak söylese sözü savaşa benzer Aşkı var gönlü yanar yumuşanır muma döner Taş gönüller kararmış sarp kah kışa benzer
17 Mart 2009 Salı

ÖYKÜ(CÜ)
Zamanı yarıp girerdi bir rüyanın içine.
Işıklı dilimde, durmaksızın yol alan bir küheylanın dizginlerini sıkıca tutardı parmakları.
Kalabalığın zehrini çekerken içine, sigarasının yedeğinde, yalnızlığın koynunda geçireceği geceyi düşlerdi yüreğinde.
Sonra düşerdi ışıltılı karanlığın içine: Yüzlerinde peçe beklerken heyecanla harfler bir köşede, bembeyaz sayfaların karşısında dizginleyemezdi şehvetini ,kalemi de alınca eline.
Kelimelerinin içine girebilme, yokluktan varlığa geçebilme telaşındaydı heceler.
Yelkovan, kırıp dizini otururdu önünde. Akrebin başı yerde…Saniyeler el ele , kaynayan yüreğin lavları akarken sıcak ve derinden ,kaçışırdı saliseler önünden.
Kalbinin sarkacı, rüyayla yakazanın arasında gidip gelirken çekiştirmeye başlardı vücut libası, ağrılı iğnelerle acıtırken.
Karanlığın beşiğinde tatlı ,küçük bir ölüme çağırırdı gözkapakları.Direnişi, yağmurun toprağın teninde bıraktığı o koku ile tazelenen sabaha kadar sürer,sonra da kağıdın üzerine düşürdüğü duygularını demlenmeye, başını yastığın sıcağına bırakırdı.
Boyanın kitre ile dansı gibi müphem ,yeni bir günde, insanlardan bir insan olma gayesiyle karışacağı hayata, gülümserdi gözleri uyandığında.Bazen dayanılmaz olunca ağrıları şikayet ederdi dili.Kalbi diline çıkışıp Sahibi’ne saygısızlık ettiğini hatırlatınca af dilerdi kelimeleri. Dua niyetine birkaç ağrı kesici atar,aroması etrafa yayılan enfes bir kahveyi, sigarasıyla yudumlardı.
Ve yine başlardı öykücü yazmaya ,yatışmayan bir heyecanla,her gün yeniden…Kalbinden damıttığı kelimeler, öyküleriyle yol bulup saplanıverirlerdi , adını,ruhunu,sevdasını bilmediği birilerinin en acıyan yerlerine.Kimi zaman yara ,kimi zaman merhem niyetine.
Zamanı yarıp girerdi bir rüyanın içine.
Hoş bir seda bırakma arzusuyla durduğu şu alemde.
HANDAN GÜLER
6 Mart 2009 Cuma
BENGİSU
BENGİSU
| | |
Bu gün nasılım ?
bilsem...kimi zaman yağmurlu, kimi zaman parçalı bulutlu…
çoğu zamansa
içimde kabaran tedirginlik ve huzursuzluğu yakarış ipiyle tevekküle bağlama gayretiyle yorgun
dalgalar çok yüksek geliyor bazen hayatta
sıkı tutunmak lazım
özlediklerimiz,izlediklerimiz,hayallerimiz,kendimiz bir süredir görünmüyoruz pusun sisin ardında
elini siper yapıp uzaklara bakıyor ruhum
o yeşil adayı arıyor,selamet sahilini
Bulutlar gri,kasvetli,göğümde gökyaşı dolu
her yer su
bir o yok gömüldüğüm satırlarda,bengisu...
bir de gökler bırakırsa üzerime suyunu
boğulurum korkusu…sarıyor ruhumu
ya da yağmur sonrası çıkan gökkuşağının altında renk cümbüşünü keşfetme telaşı
herşeyden soyup düşüncelerimi berraklaşma arzusu
aşka doğru yol bulma tutkusu
tezer özlü’nün bunalımları ,pavesenin ruh sıkıntısı sindi üzerime okuduğum kitaptan
Hayat suyunu bulup içememiş gönüllerin ıstırabı ne büyükmüş meğer
Bir yokluğa ,yokoluşa gideceğini düşünen hassas dimağlar
kaldıramıyorlarmış hayatın yükünü
Sürekli kayboluyorken elimizdeki sermaye
“Hayat sende durmam diyor,her nefeste son geliyor” derken şarkılar,
“Sahtelik insanın tahammül mülkünü yıkıyor “muş.
Kırık dökük yaşanan bu yalanın sonunda kendini yok ediş fikrine düşmemek neredeyse imkansız bir hale geliyormuş
vazgeçiş fikrine özenerek sürdürmekse hayatı,deniz suyu içmek kadar yakıcı
Yaşama fiilini , acı çeken başka bir ruhla, bedenini değiş tokuş ederek gerçekleştirdiğini sanmak ne acı
Her birleşmeden daha da bölünerek çıkmak ne sarsıcı
Çocukluk acılarını bir ömür üzerinde taşımak ne ağır bir yük
Onlardan kurtulmak için hep şefkatle,sevgiyle yaklaşıp insanlara, kullanıldığını fark ederek daha derin kuyulara düşmek,acı veren aklı yitirme arzusuyla dolduruyor insanı
Yetmiyor hiçbir şey,sevmek, sevilmek, doğru düzleme çekilmeyince acıdan başka bir getirisi olmuyor yaşananların.
Karanlık kat be kat artıyor dakikalar çullandıkça üstüne insanın
bu siyah perdeyi yırtacak ışığı, karanlık sanmak da ayrı bir talihsizlik
bir ömür göğün muhteşem mavisini güzelce tasvir edip satırlarda, onu görememek yüreğinde ,dayanılır bir acı değil
bu yakıcılığı kelimelerde gezinirken bile hissetmek tarif edilmez bir bedbinlik getiriyor ruha.
“Durun kalabalıklar,bu cadde çıkmaz sokak “diye haykırmak geliyor içinden insanın
O çeşmenin adresini vermek arzusu sarıyor benliği,
Gelmemek için enaniyet kalelerine sığınacaklarını bile bile çağırma duygusu...
Ama ümidi diri tutmak da ab-ı hayatın sunduğu bir hakikat değil mi,
Öyleyse kalbin rikkat perdelerini aralama şansına erecekler varsa diye kalabalıklarda
Niyaz etmek lazım sağlam bir inançla.
ve bir de bengisunun önünde bekleşen talihliler var bu hayatta
onlar da çeşit çeşit, o sudan içenler , içtiğini zannedenler ,
içmenin ve sarhoşluğunun sadece sözünü edenler
çeşmenin başına getirilme lütfuna erenler için
başkaca bir sınama sunulmuş
Ölümsüzlük suyu “ben”in üstüne basıp kendini zemin edene sırrını bırakacakmış
Bir de ruhun acılarını iyileştiren bengisuyu bir dikişte değil ,yudum yudum içerek, gönülde sindirmek lazımmış
Varılan her basamakta Sevgiliye duyulan aşk,şevk ve iştiyak artmalıymış
huzuruna varıp vecdle ,
yönelmeli bir tek O’na ,en kalbi teşekkürle
oyun ve eğlenceden ibaret bir yanılsamaysa hayatımız
bengisuysa hep aradığımız
şairin ;
“Bütün şiirlerde söylediğim sensin
Suna dedimse sen Leyla dedimse sensin
Seni saklamak için görüntülerinden faydalandım Salome’nin Belkıs’ın
Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikarsın bellisin” dediği gibi itiraf etmeli
“ Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır
Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır” diye eklemeli
Sonrada güzel bir dua yükselmeli dilinden insanın :“Sevgili,O’na giden bu yolda doğru zaman, mekan ve her daim dostluk yapacak kamillerle karşılaştırsın hepimizi ”
Ve artırsın yüreklerdeki şevkimizi.
Arttırsın ki,bu zorlu yolculukta cehdimiz hiç bitmesin
Ab-ı hayat çeşmesinin başına getirilişimizin şükrü eda edilsin
Ama insanız ,unutma ve hatayla malul serüvenimiz
Küçük oyunlar oynar bazen zihnimiz,büyük kaybedişlere sebep olacak oyunlardır bunlar
Bazen de bir dilemma sarar ruhumuzu bulutlu havalarda
lakin tövbe ipi hep o çeşmenin başında, bengisuda
umutsuz olmaz bu yolda
iyi ki bizi duyan BİR’i var
İyi ki bize O’nu tanıtan bir sevgili var
İyi ki , O’nsuz(s.a.v.) yıldızlara bakamayacağımız bir gökyüzü sundu yüreğimize
Gönlümüz itminana erdi,bengisuyla tazelik geldi nefesimize
Karanlıklara mahkum olmadı ruhumuz ışığıyla.
Işığın tüm kalpleri aydınlatması duasıyla…
5 Mart 2009 Perşembe
HER GÜNÜ AŞKLA YAŞATANLARA,YAŞAYANLARA...can dündar'dan eğer
Ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla O hüzünden bu neşeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz... ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin...
O’nunlayken pervaneleşen yelkovanlar, O’nsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine, bir akrep kadar hain...
sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, O’ndan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz, mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa,
ve O, her durduğunuz yerde duruyor, her baktığınız yerden size bakıyor, siz keyiflendikçe gülüp, hüzünlendikçe ağlıyorsa...
dünyanın en güzel yeri O’nun yaşadığı yer, en güzel kokusu bedenindeki ter, en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse...
hayat O’nunla güzel ve onsuz müptezelse...
elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü, O’nun yüzü pembeyse,
kışlar ilkbaharsa, yazlar ilkbahar, güzler ilkbahar...
her şiirde anlatılan O’ysa... her filmin kahramanı O... her roman O’ndan söz ediyor, her çiçek O’nu açıyorsa...
bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez Özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa,
iştahınız kapanıyor, iştahınız açılıyor, iştahınız şaşırıyorsa...
iştahınız, hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa...
eliniz telefonda yaşıyor, işaret parmağınızla ha bire O’nu tuşluyor, dara düştüğünüzde kapıyı çalanın O olduğunu adınız gibi biliyorsanız...
mütemadi bir sarhoşluk halinde, her çalan telefona O diye atlıyor, vitrindeki her giysiyi O’na yakıştırıyor, konuşan birini dinlerken "keşke O anlatsa" diye iç geçiriyorsanız...
kokusu burnunuzdan, sureti gözünüzden, sesi kulağınızdan, teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü...
Özlemi, sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu...
hem kimseler duymasın, hem cümlealem bilsin istiyorsanız...
O’nsuz geceler ıssız, sokaklar öksüzse...
ayrılık ölüme, vuslat sehere denkse...
gamze gamze tebessüm de onun içinse, alev alev öfke de;
bunca tavır, onca sabır ve nihayetsiz kahır hep O’nun yüzü suyu hürmetine...
uğruna ödenmeyecek bedel, gidilmeyecek yol, vazgeçilmeyecek konfor yoksa...
dışarıda yer yerinden oynuyor ve "içeri"de bu sizi zerrece ilgilendirmiyorsa,
nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanız ve bütün bu hallerinize siz bile akıl erdiremiyorsanız...
kaybetme korkusu, kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk, gurura baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim...
gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı, bütün acı sözleri unutturmaya yetiyorsa...
Her gidişte ayaklarınız "Geri dön" diye yalpalıyorsa ve siz kendinize rağmen dönüyorsanız, sınırsız, sabırsız, doyumsuz bir tutkuyla...
...o halde bugün sizin gününüz!..
"Çok yaşa"yın ve de "siz de görün"üz.
3 Mart 2009 Salı
AF DİLEMENİN YALIN HALİ...

SULTAN
Seçkin
Bir kimse değilim
İsmimin baş harfleri acz tutuyor
Bağışlamanı dilerim
Sana zorsa bırak yanayım
Kolaysa esirgeme
Hayat bir boş rüyaymış
Geçen ibadetler özürlü
Eski günahlar dipdiri
Seçkin bir kimse değilim
İsmimin baş harflerinde kimliğim
Bağışlanmamı dilerim
Sana zorsa yanmaya razıyım
Kolaysa affı esirgeme
Hayat boş geçti
Geri kalan korkulu
Her adımım dolu olsa
İşe yaramaz katında
Biliyorum
Bağışlanmamı diliyorum
CAHİT ZARİFOĞLU
Zarifoğlu günü...
ANILAR DEFTERİNDEN GÜL YAPRAĞI
Anılar defterinden gül yaprağı
Gibi unutuldum kurudum
Başıma düşmüş sevda ağı
Bir başıma tenhalarda kahroldum
Sen kimbilir, rüzgarlı eteklerinle
Kimbilir hangi iklimdesin, ben
Sensiz bu sessizlikle
Deli gibiyim sensiz
Bu sessizlikle
Ayrılıkla başım belada
Gözlerini çevir gözlerime
Yoksa sensiz bu sessizlikle
Deliler gibiyim
Sensiz bu sessizlikle
CAHİT ZARİFOĞLU
