
“ Sorunlar insanlara verilmiş hediyelerdir. Bazıları bu hediyelerin altında ezilirken, bazıları bu hediye paketlerini açar ve içindeki ödülü alırlar. Ancak çok az kişi bir sorunu bir hediye gibi görecek sıra dışı bakış açısına sahiptir.” (Melih Arat)
SABRA GİDEN YOLDA SESLİ DÜŞÜNME DENEMELERİ…
Dost, yanında sesli düşünebildiğin kimsedir.Bu söz kime aitti hatırlamıyorum ama çok da doğru olduğunu düşünüyorum.Lakin böylesi dostlar bulmanın da zor olduğu ortada.Mevlana,”Dost altın gibidir.Bela da ateşe benzer.Halis altın,ateş içinde saf bir hale gelir.” diyor.
Belalar bazen üzerimize üzerimize gelip kolumuzu kanadımızı kırdığında, uçmayı unuturuz kendi başımıza.Dostlar bize yeniden havalanacak cesareti verirler varlıklarıyla.
Ne de azdır böylesi dostların sayısı çağımızda.Herkesin herkesi rakip bellediği bir zamanda gerçek dostlarla karşılaşamamak da beladır aslında.
Ahdine sadık insanlar da vardır aramızda.Yeryüzünde dolaşırken kainat kitabını okuya okuya , içlerindeki engin denizin berraklığını koruyarak ab-ı hayatı sunarlar ruhlarımıza,yol gösterirler insanlara,varlıkları ve yazdıklarıyla.
Yerinde duranlar vardır bir de, değişime ,gelişime kapalı olanlar.Yeni yerler görüp yeni insanlarla tanışmaz, şevklerini yitirerek bıkkınlıkla bakarlar etrafa.
Küçücük bir su birikintisi halinde durduğu yerde bulanırlar,hayatın kiri pası siner üstlerine,içlerindeki denizin varlığından habersiz yaşayıp giderler bir kısır döngüde.
Dünya öyle bir yerdir ki,bir üzüm tanesi yedirse bin tokat vurur insana.
İnanın gülmeye korkuyorum bazen, hemen ardından gözyaşı geliyor
Bu herkes de hep böyle midir bilmiyorum.Ama herkesin imtihanı da nefsinin seviyesine göre geliyor.Bazen zorluklar hiç peşimizi bırakmıyor.
çoğu zaman yıldırıyor bizi,yoruyor yüreğimizi.
Bir de omuzunda ağlayabileceğiniz bir dosttan yoksunsanız gecelerde ,iç içe geçmiş karanlıklarda, ışıksız odalara hapsoluyorsunuz umutsuzlukla .
Böylesi durumlarda çok kaygı çekme diyorum kendime mukadder olan olur, ama, sözleri dilden kalbe indirmek ne de zor
Çoğu zaman gözümden düşen yaşlar eşlik ediyor çaresizliğime.Aczimi hatırlatıyor belalar .”Çok ağlayın”,diyor Mevlana.”Ağlayın da yaratıcı Rabb’inin ihsan sütü aksın.”
Neyse ki,böylesi durumlarda ,yürek dostum yetişiyor imdada,” abdiyet, celal iledir
celal perde kullanır
perdenin gerisine bak,
ben göremiyorum ama gözüm hep orada” diyor ve ekliyor “üzülmeyin
Allah dünyayı (parayı) isteyene, ilmi istediğine verirmiş
ilimden kasıt Allah'ın rızık olarak verdiği aşktır
Rububiyet tecellisi ise celal ile olur,bunlar perdedir
Üzülmeyin.
Cenab-ı Hakk rızkınıza karışan şeyleri belalarla temizler
şükür deyin,üzülme yok
şükür sadece,gerisi boş”
İçime serin sular serpiliyor bu satırları okudukça.
İnanıyorum ki, her şey güzeldir,güzel yaratılmıştır,ya kendisi ya sonuçlarıyla.Bize de güzellikler bırakacaktır giderken ama,
sadece şimdilik göremiyorum uzağı.Benim görememem güzelliğin olmadığı anlamına gelmez ki!
Zaten gözlerimiz gerçeklerden ne kadar haberdar ?
Belalar üzerimize üzerimize geldiğinde miyoplaşıyoruz galiba
Belki bunun arkasından bir rahmet esintisi gelecek, umutlu olmak istiyorum ,musibetin içinde bir nimet mündemiçmiş ,yani dürülüp sarılan,içine yerleştirilen bir nimet varmış musibette, onu görmek için bakıyorum ama nafile...gözlerim hala perdeli hakikate.
Duaya ihtiyacım var ,içimin sesini kelimelere bürüyüp kapının eşiğinde beklemeye ,sabretmeye…”Sabır,genişliğin ,ferahlığın anahtarıdır” diyor ya Mevlana.Sabrı dağıtmadan düne ,yarına,an için kullanmalı ki ,yetsin daima.
Bazen böyle zamanlarda anlattıklarımızı, kalbimizi yarıp bakamadıklarından olsa gerek bazıları,musibete karşı şikayet olarak algılar.Ruhumuzun iç ceplerini dosta sunmak, sabra giden yolda sesli düşünme denemeleri yapmaktan ibarettir oysa konuşmalarımız.
Nasipten öte yol yok demiş atalarımız,bazen bazı şeyler, olmayınca olmuyor sebepler tüketilse de olmuyor…” Allah size güzellik yapmış
Şükredin”, diyor dostum.”Herşey O'ndan geliyor O'na dönüyor
O, Kendinde Kendi Kendine işliyor, yapıyor bozuyor tekrar yapıyor”
Hasbunallahu venimel vekil elimizden tutuyor,vekilin O ise gerek var mı endişeye diyor.
La havle vela kuvvete illa billah yetişiyor diğer yandan imdada,kuvvet O’nun ,hayırlısını dile diyor,nasılsa kader adalet ediyor .
Bu güçle kalkıyorum miskince yığıldığım koltuktan, zaman kısıtlı ,belalar çeşitli, bir tanesi üzerinde bu kadar durursak hayat neye yeter değil mi? diyorum kendime.
Şimdi ibadet zamanı,diyorum.İbadet de iki çeşit ya,menfi ve müsbet. Müsbet herkesçe malum .Menfi olan da hastalıklar ve musibetlermiş, sabredersen hepsi ibadet yerine geçermiş.İşte burada sorunların hediye olduğu inancıyla bakmalı olaylara.
İyi ki kitaplar var ,kelimelerden iplerini atıp çekip çıkarıyorlar bizi düştüğümüz kuyulardan.
İyi ki dostlar var,ruhumuzdaki yaralara merhem oluyor,yeniden uçabileceğimizi anlatıyorlar.
Dostum,”Yarın ne yapacağınızı düşünerek değil,Allah’ın size ne yapacağını düşünerek uyuyun” diyen Efendimiz'i(sav) dinlemeli diyor.Her şey O’nun elinde ,O’na teslim ol,eşyayı teslim al diye ekliyor.
Üzülmemek lazım doğru,kazanma kuşağında kaybetmeğe sürükler yoksa bu hal.
“Ne varlığa sevinirem ne yokluğa üzülürem bana seni gerek seni “ dediğinde yüreğimiz ,benlik mağaramızın önündeki taş kalkacak ve yollar göğe doğru uzanacak.
Böylesi bir yolculuğu yaşayabilmek duasıyla…
HANDAN GÜLER